İlkel Kalabalık Mı, Modern Yalnızlık Mı?

Yenilik elbette güzeldir. Tabi bu yenilik size eskiyi aratmıyorsa!

Çoğu zaman geçmişle şimdiyi kıyaslama gibi bir alışkanlığım vardır. Bunun sadece bana özel bir durum olmadığını düşünüyorum. Biraz daha detaylı anlatınca, sanıyorum, siz de benimle aynı düşünceyi paylaşacaksınız.

Bu soğuk kış günlerinde aklıma ilk gelen şey eski sobalar oluyor mesela. Odunculardan, kömürcülerden tonlarla alıp, bahçemizin veya depo olarak ayarladığımız bir yerin içine yığardık kışlık yakacaklarımızı. Sobamız yandı mı, değmeyin keyfimize.. Öyle çok doldururduk ki içini, caanım sobanın boruları nar gibi kızarır, kızgınlıktan her an patlayacakmış gibi korku salardı. Sobanın hemen yanındaki köşe bana ayrılmıştı sanki. Kedi gibi oraya kıvrılır, o sıcaklığın verdiği rehavetle uyuklardım keyifle. Uzuuun süren elektrik kesintilerinde, evin her köşesine döşediğimiz mumlar ve sobada yanan ateşin ışığıyla aydınlanırdık büsbütün. Hem öyle sadece ışıkla filan da değil. Babaannemin anlattığı hikayelerle de büyük aydınlanma yaşardık. 🙂 Tüm aile bir arada oturup hikayeler dinler, birbirimize sorular sorar, güler eğlenirdik. Tabi şimdi hatırlamıyorum ama; o zamanlar çok ilginçti o hikayeler…. Masallarda bile göremeyeceğiniz karakterlerin, gerçekten yaşadıklarını sandığımız ilginç olaylarını anlatır, almamızı istediği dersleri de hikayenin sonuna ekleyerek öğütlerdi babaannem. Elektrik gelmesin diye dua ederdik, bu hikayeler ve sohbetler bitmesin diye. Peki ya şimdi?!…

Kalorifer yaygınlaşmaya başlayınca önce sevindik tabi. Artık soba derdi yok, baca temizleme derdi yok, evler daha temiz… Ohh misss. Sevinelim sevinmesine de, kaloriferli evde ne kadar ısınabiliyoruz?! Tabi dereceyi yükseltirsek ısınırız ama; o zaman sadece evimiz ısınmakla kalmıyor, cebimiz de cayır cayır yanıyor. Hem sobanın verdiği ısıyla bir tutabilir miyiz? Bir de elektrik kesilirse üstüne, buyur buradan yak. Ee, ne oldu şimdi?! Isınmak ayrı dert, ödemeler ayrı dert, tüm ailenin bir arada oturup dinlediği o güzelim hikayeler de yok, gelmesin diye dua ettiğimiz elektrik için ” ne olur gel artık!” diye dövünmeler.. Yine de sevinelim, çünkü; MODERİİİNNNLEŞTİK!!!

Cep telefonları ilk çıktığı zamanlar, çağ atlamıştık resmen.Heeeyyyt beee.. Antenleri bile ayrı havaydı onların. Şu takoz diye tabir ettiğimiz ve şimdilerde, en kral telefonlara bile taş çıkarır cinsten sağlamlığı olan telefonlar. Onlarca kez darbeye maruz kalıp, yetmemiş gibi bir de balkonlardan, camlardan kazayla düşürdüğümüz ve buna rağmen ‘yıkılmadım, ayaktayım’ havasında, paramparça olana dek kullanılabilen o ilk telefonlar… Ne güzeldiniz bee… Tabi bunun değerini şimdi anlıyoruz da güzel diyoruz. Tamam, telefonlar geliştikçe daha çok özellikle tanıştık, internete daha kolay erişir olduk, herşey parmaklarımızın ucunda oldu falan filan ama; en ufak bir darbede çizilen, bir düşüşte paramparça olan telefonu korumak adına şekilden şekile girer olduk. Bunun yanında ve asıl önemli konu, telefonlardan kafamızı kaldırıp da iki çift laf etmez olduk kimseyle. Sosyalliğimiz Instagram, Facebook, Twitter gibi paylaşım ağlarından öteye gidemez oldu. Eskiden telefonlar insanlarla daha rahat bir şekilde iletişime geçebilmek, ulaşabilmek için kullanılırken, bırakın ulaşmayı, şimdilerde kimseyle görüşmeyi dahi istemez olduk.

Evet, bazı şeyler gelişti, artıları ve eksileri var, ona da tamam, peki biz insanlara ne oldu?

Yeniliklere karşı değilim ama; sanırım biz bunu kötüye kullanıyoruz -buna kendim de dahil olmak üzere-.

Soba ve telefonu örnek gösterip, bu iki şeyin geçmişteki hallerini şimdiyle kıyasladık ama; burada asıl ve en önemli konu şu: Geliştikçe yalnızlaştık!!

Şimdi size soruyorum: İlkel kalabalık mı, yoksa, modern yalnızlık mı?

Hangisi daha iyi? Sizi hangisi daha çok mutlu ediyor? Sizin de içinizde bir tutam nostalji kırıntısı vardır mutlaka. Kendi örneklerinizi de ekleyerek düşüncelerinizi yorumlarda paylaşın.. 😉

Yeni yazılarımdan haberdar olmak için aşağıdaki butondan abone olmayı unutmayın…

Bir Cevap Yazın