SAVAŞMAYIN, SEVİŞİN!…

Kaldır başını. Aşk belden yukarıda sevgili…

Küçük İskender

Başlığı görünce aklınıza ilk gelen şeyin ne olduğunu tahmin edebiliyorum. Durun, acele etmeyin! Öncelikle bu söz nereden çıkmış ona bir bakalım.

Bu söz ‘Soğuk Savaş’ ın 1963 Vietnam savaşı döneminde, ‘Hippi’lerin savaş karşıtı sloganı olarak karşımıza çıkıyor. Onlara göre insanlar sevişmediği için savaşıyorlardı. Tabi burada ‘sevişmek’ ten kasıt, sizin de tam olarak anladığınız şekilde kullanılmış.

Evet, bu sözün ilk olarak nereden çıktığına açıklık getirdiğimize göre konumuza devam edebiliriz…

‘Sevişmek….’

– A AAA! Ne kadar ayıp!

– Hiç yakıştıramadım, nasıl konuşuyorsun sen öyle!!

– Tüüüü, bir de kadın olacak!

Daha kelimeyi duyar duymaz gelebilecek tepkiler bu vb. olacaktır şüphesiz. Peki ama neden!!!

Bu konuya birazdan değineceğim ama; öncelikle birkaç örnekle farklı bir bakış açısı yakalamaya ne dersiniz?

‘İtişmek’ deyince aklınıza ilk ne geliyor? Peki ya ‘gülüşmek’ veya ‘dövüşmek’ kelimelerini duyunca ne anlıyorsunuz? Hadi bu kelimeleri birlikte inceleyelim.

İtişmek: Karşılıklı olarak birbirini itme eylemi.

Gülüşmek: Karşılıklı vaya hep beraber gülme eylemini gerçekleştirmek.

Dövüşmek: Karşılıklı olarak dövme eyleminde bulunmak.

Örnekler çoğaltılabilir tabi. Şimdi bir de ‘sevişmek’ kelimesine bakalım.

Sevişmek: İlk anlamı, birbirini sevmek. Yani diğer örneklerde olduğu gibi, sevme duygusunun karşılıklı olması. İkinci olarak karşımıza çıkan anlam, işte sizin aklınıza gelen o anlam; cinsel ilişkide bulunmak (birbirini kucaklayarak öpmek, okşamak gibi eylemlerde bulunmak), aşk yapmak.

Eskiden insanlar bu kelimeyi ilk anlamıyla kullanmışlar. Bazı Türk filmlerinde de karşınıza çıkmıştır mutlaka. ” Biz sevişiyoruz” veya ” gençler sevişiyorlar” gibi cümleler duyarsınız. Demin de bahsettiğim gibi burada, karşılıklı olarak birbirlerini sevdiklerini belirtiyorlar. Peki biz neden o ilk ve gerçek anlamı değil de ikinci anlamı algılıyoruz bu kelimeyi her duyduğumuzda? İlk anlamını nasıl yitirmiş bu kelime?!..

Sanıyorum sadece bizim milletimize özgü bir durum bu. Yani milletçe bayılıyoruz böyle şeylere.İçinde cinsellik barındıran herşey daha çok dikkat ve ilgi uyandırıyor nedense?!! Espriler bile bel altı olunca daha komik ve alkışa değer bulunuyor. Yabancı biri geldiğinde ve dilimizden birşeyler öğrenmek istediğinde ilk öğrettiğimiz şey yine bel altı küfürler oluyor. Yetmiyor, bir de adama en olmayacak ortamda kelimeleri söyletiyoruz. Bütün bunlar normal karşılanırken, ‘toplumsal yargılar’ gereğince ‘sevişmek’ kelimesini ayıp buluyoruz. Özellikle de bunu bir kadın söylüyorsa!!!

Kelime anlamını inceledikten sonra, farklı bir bakış açısı yakalayabildiğinizi umut ederek, artık işin ‘SEVMEK’ kısmına geçebiliriz.

Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.

Yunus Emre

Yaşamın özü ‘sevgi’dir. Dünyada böyle bir kavramın olmadığını düşünsenize.. O olmasa karşıt kavramlar da var olamazdı. Mesela ‘nefret’ … Sevginin tam zıttı olan bu kavram olabilir miydi sizce? Diyelim ki oldu. Peki bunun nasıl bir duygu olduğunu neye göre değerlendirecektik?…

Sevmeden yaşayamazsınız!

Hayatı seversiniz, bir çocuğu veya çocuğunuzu seversiniz, hayvanları seversiniz,… Sıralanacak daha bir çok örnek var. İşe önce kendimizi severek başlamalıyız tabi. Aynaya baktığımızda kusurlarımızla, her anlamda artılarımız ve eksi yanlarımızla kendimizi severek… Biz kendimizi sevemeden başkalarının bizi sevmesini bekliyoruz ne yazık ki! Kendimize güvenmeden yaptığımız işlerde başkalarının takdir etmesini bekliyoruz. Daha kendini bile sevemeyen,sevilmeye layık bulmayan bir insanı, başkası neden sevsin ki?! Bu yüzden önce kendimizi sevmeyi öğrenmeliyiz..

Gerçekten sevenler, karşılık beklemeden severler.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Çoğu zaman kendimizle savaş halinde oluyoruz, bunu farkettiniz mi hiç? Aslında sadece kendimizle değil her şeyle savaş halindeyiz. Bunlara ‘hayat mücadelesi’ veya ‘yaşam savaşı’ gibi adlar veriyoruz ve sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz. Topla, tüfekle, mermiyle yapılan savaşlar ve sonuçları çok net görülebildiği için, savaşın yalnızca bundan ibaret olduğunu düşünüyoruz. Savaşın her türünü yaşadığımızın farkında değiliz maalesef. Bu yüzden sevmeye de zamanımız kalmıyor. Şimdi diyeceksiniz ki; -ne ilgisi var? Ben de size soruyorum, en son ne zaman sevdiğinizle, tam anlamıyla vakit geçirdiniz? Sevdiğiniz kim olursa olsun, anne, baba, aile, eş, dost, bir hayvanınız ve hatta doğa… Ne zaman, beyninizde başka hiçbir düşünce olmadan, yalnızca o an’da kalarak ve tadını çıkararak, kendinizi tüm benliğinizle sevdiğiniz kişiye odakladınız? Hadi onları bir kenara bırakalım, en son ne zaman kendinize tam anlamıyla vakit ayırdınız?

Sevgiyi tam anlamıyla yaşayamadan ve sevdiklerimize yaşatamadan, ayarlı bir robot olmuş, son kullanma tarihimizin gelmesini bekliyoruz.

Tüm bunları bireysel yönden ele aldık. Bunun bir de toplumsal boyutları var elbet. Toplumlar arası savaşlar, yok etme hedefleri ve çok daha detaylı konuşulması gereken durumlar söz konusu. O konuya girmeyeceğim tabi. Yalnız şunu söylemek gerek; önce toplumu oluşturan ‘insan’ da başlar herşey. Birey olarak sevmeyi öğrenir ve nesillerimize de bunu aktarabilirsek, gelecekte savaş sadece ‘tarihte yaşanmış olaylar’ arşivinde yer alan bir kavram olarak kalır belki de…

Konuyu toparlayıp, son olarak diyorum ki; bu hayatın tekrarı yok ve hayat çok kısa. Tüm egolarımızı bir kenara bırakıp, insanları sevmeyi öğrenelim. Nefret, kıskançlık, öfke gibi duyguları bir kenara bırakın vee ‘ Savaşmayın, SEVİŞİN!!!’

6 comments

Bir Cevap Yazın