UYANMAYA HAZIR MISIN?

Bir bedene hapsolan ruhun kendini bulma çabasıyla, bedenin köleliğine izin veren ruhun med-cezirlerinde kayboluyordu hayat…

Göründüğünden fazlası olduğunun farkında olan öz bilinç ile, daha fazlası olamayacağına inanan bilinçaltının çelişkisi içerisinde sürdürülen bir yaşam ne kadar anlaşılabilir ve kabul edilebilirdi?!

”Bir ben var bende, benden içeri” derken Yunus Emre, büyük bir sırrın kapısını aralıyordu. Beden ve ruh, yani gerçek Sen! Ayrılmaz bir bütün ve birbirine hükmü geçen iki alem… Hangisine izin veriyorsan onun hükmü geçiyor yolculuğunda. Nefis ve sonsuz gücün savaşı. Ya nefsinin kölesi, ya da asıl gücün olan ‘SEVGİ’ ile nefsine hükmeden sonsuz varlık…

Kendi gücüne uyanamayan sen, dünya yaşamının gerçekliğine inanıyorsun. Madde aleminin büyüsüne kapılıp ona sıkı sıkıya tutunuyor, nefsinin sana sunduğu sahte zevklerin peşinden giderek kendinden uzaklaşıyorsun. Ya tüm bu yaşadığını sandıkların gerçek değilse? Ya tüm bunlar bir rüyadan ibaretse?! Gördüklerinin illüzyonunda kayboluyor, yarattığın bu oyunu gerçekliğin kabul ediyorsun. İstemediğin her şeye odaklanıp olmamasını dilediğin ne varsa dile getirirken, aslında olacağına inanç geliştiriyor, tüm bunları korkularınla kendi kendine yaratıp gerçekleştirdiğinin farkına bile varmıyorsun. Kendi rüyanı kendin şekillendiriyorsun ve başına gelen her olayda bir sorumlu arıyorsun. Hayallerini yok sayıyorsun çünkü; gerçekleştirebileceğine bir o kadar inanmıyorsun! Neye odaklanıyorsan gerçeğin oluyor. Kaybetmek istemediğin her şeyin gittiğine; sevmediğin, istemediğin ne varsa dibinde bittiğine tanık oluyorsun. Çareyi yine dünya zevklerinde arıyor ve geçici mutluluğu yaşamaya çalışıyorsun.

Büyük düşünüp, yeterince ‘hissederek’ kurduğun hayallerin gerçekleşmemesi için hiç bir neden olmadığını idrak ettiğinde, yaratımının farkına varacak ve içindeki ‘sen’ i uyandırmış olacaksın. İşte o zaman yeniden doğuşunu kutlayacaksın…

One comment

Bir Cevap Yazın